Mustafa Erdoğan: “Hem Muhalif Olacaksın Hem de Maaş Alacaksın!”


“Düz akılla anlaşılmaz, pergele cetvele gelmez, kendine has bir kimliği vardır Türkiye’nin” demişti kıymetli Alev Alatlı 3. Milli Kültür Şurası’nın Kültür Bakanımız Nabi Avcı’nın başkanlığındaki ilk oturumda ve şöyle devam etmişti: “Şuradan beklediğim mümkün olduğu kadar çeşitli yönleriyle meselelerin irdelemesi, insanların düşüncelerini saklamaması. Hiçbir kültür boşlukta tekerrür etmez, oluşmaz. Hiçbir kültür yoktur ki dönemin hakim ruhuyla etkileşim halinde olmasın.”

28 yıl aradan sonra kültür gibi çok önemli bir alanda şura toplanmıştı ve biz de bu sürece tanıklık ediyorduk. Geneli itibariyle tüm oturumları takip etmek neredeyse imkansızdı, aynı anda başlayıp aynı vakitte bitiyorlardı. Biz de kendi alanımızı ilgilendiren Sahne Sanatları Komisyonu’nu takibe aldık. Önemli sözler, uygulamaya yönelik eleştiriler, sektörün içerisinde bulunduğu sıkıntılar tartışmaların odağına düşüyor, bazen bi noktaya takılıp ilerleme kaydedemiyor gibi oluyorduk. Üç gün boyunca komisyonu dikkatle dinledik, kimi zaman da görüşlerimizi bildirdik.

Tiyatro sahasında özel ve ödenekli kurumların birbirine eşit olmayan şartları üzerine konuşmalar yapılırken, Devlet Tiyatrosu’ndan bazı sanatçıların özelleştirilme konusunda ciddi tepkiler vermesi üzerine Mustafa Erdoğan’ın “ben sanatçıların devlette ısrar etmesini anlamıyorum” yorumu dikkatimizi çekti. Üçüncü günün sonunda artık konuşmalar neticelere bağlanıp öneriler bir rapor haline getirildi. Şurada Milli Sanat Konseyi ve Milli Sanat Vakfı gibi kurumların kurulmasını da öneri olarak getiren, Anadolu Ateşi gibi önemli bir projeyi hayata geçiren Mustafa Erdoğan ile “devlet sanatçısı” olma haline getirdiği eleştiriler üzerine konuştuk.

1989’dan bugüne Kültür Şurası yeniden toparlandı. Ne ifade ediyor sizin için…

Olağanüstü olumlu bir gelişme, müthiş birşey. Şurada olmaktan hem gurur duydum hem de böyle bir şeyin yapılması adına Sayın Cumhurbaşkanına teşekkür ediyorum. Onun fikri olduğunu biliyorum çünkü. 28 yıl sonra yapılması zaten büyük bir başarı. Kültür unutulmuş bir alan. Yine Sayın Cumhurbaşkanı dedi ki; “en çok ihmal ettiğimiz alan kültür sanat”. Bunun da en çok acısını çeken kim, biz. Özel sektörün içerisinde ayakta durmaya çalışmak, üretim halinde olmanın zorluklarını yaşıyoruz. Devlet sanatçılarıyla eşit şartlarda değiliz.

Nedir şartları farklı kılan?

Devlet sanatçılarının da sorunları var şüphesiz ama onlar daha uygun koşullarda, şartlarda hareket edebiliyor. Kendi binaları, çalışma alanları var. Özel grupların sahip olmadığı özlük haklarına sahipler. Ay sonu maaş sorunları yok, biz de 300 kişiye maaş yetiştirmek zorundayız. Oyunlarımız iptal olduğu vakit biz ekonomik olarak ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Ödenekli tiyatrolarda böyle bir sorun yok. Şimdi bizim yaptıklarımızla onların yaptıklarını yan yana koyduğumuzda, tamamının Devlet Tiyatroları, opera ve bale dahil, devlete bağlı tüm sahne sanatlarının toplamın beş katı kadar seyirciye ulaşmış durumdayız. Buna sadece bir eserle değil Anadolu Ateşi’yle, Truva’yla, Aspendos Efsanesi ve İpek Yolu gibi gösterilerimizle ulaştık.

Yurt dışında da çok fazla gösteriler gerçekleştiriyorsunuz. Kaynağı Anadolu demiştiniz bir konuşmanızda kurulan bu oluşumun yola çıkış noktası için, seyirciye ulaşma daki başarının sebebini de bu kaynağı doğru yansıtmaya bağlayabilir miyiz?

1999’da kurulduk, 2001’de ilk gösterimizi yaptık. 2300 yıl sonra Bodrum Antik Tiyatrosu’nda sahne alan ilk dans topluluğudur Anadolu Ateşi. 2006’dan beri Aspendos Arena tiyatromuzda gösterilerimiz, oyunlarımız devam ediyor. Biz kendimizi dünyaya anlatıyoruz, dünyada bizi seviyor, izliyor. Nedir bunların şifresi, özü; kendimizi doğru ve güzel bir şekilde anlatmamız. Anadolu’nun zengin kültürünü sahneye taşıdık. 2002’de çıktığımız yurt dışı turneleriyle Letonya’dan Belçika’ya, Cezayir’den Meksika’ya kadar onlarca ülkede sahne aldık. Şimdiye kadar ulaştığımız seyirci sayısı 35 milyonu geçti.

Bu anlamda sizin şurada komisyon üyesi olmanız önemli, özel sektörün sorunlarını yakından biliyorsunuz.

Çok ihmal edilmiştir özel sektör. Burada kendimizi ifade ettiğimiz için şurayı önemsiyorum. İskender hocayla şura öncesi oturup istişare etme imkanımız oldu ama ben kendim 4-5 gün oturup özel olarak çalıştım. Bir de yanlış anlamışım ben sunumları, 1 saatlik bireysel sunum yapacağız sahne ve seyirci, uluslararası festivaller üzerine diye konuşma hazırladım. Ama oturuma geçince baktım herkes elindeki kağıdı okuyor. Komisyon içerisinde alınan kararların ne kadarı uygulanacak önemli olan bu. Ben istediğim yerlerde müdahale etme şansını buldum. İskender hocanın tutumu hem katılımcılara hem de komisyonu dinlemeye gelenlere olan tavrı gerçekten çok demokratikti. Herkesin üzerinde mutabık olduğu bir sonuç metnine ulaştık. Bu güzel birşey, eksikleri var tabi ama bu kadar kısa sürede bu kadar oluyor.

Ödenekli kurumların özelleştirilmesine yönelik sunulan maddelerde ciddi tartışmalar çıktı, sizde bunu eleştirdiniz, bunu biraz açabilir miyiz? Nedir sizin yanlış bulduğunuz nokta?

Sanatçıların devlette ısrar etmelerini anlamıyorum. Gerçekten sanatçıysan devletle hiç işin olmaz. Devlet seni belli bir mesafeden korur, destekler. Sen bağımsız olursun. Üstelik muhalif sanatçıların bunu söylemesine gerçekten anlam veremiyorum. Benim anladığım muhaliflik böyle birşey değil. O yüzden benim teklif ettiğim ikinci madde bütün bu kurumların özerkleşmesi ve özelleştirilmesi. Hem devletin olanaklarıyla yaşayıp hem de devlete küfretmeyi seviyorlar. Bu hoş birşey değil, muhalif duracaksan benim yaptığım gibi yapacaksın, özel alanda emek sarfedeceksin. İsteklerini belirtmeye yüzün olacak. Ama ‘hem kurumun içinde yer alayım hem de böyle eleştiriler yapayım’ bu hoş birşey değil. O zaman devlet döner sana der ki ‘sen kaç ülkede beni temsil ettin, ne yapıyorsun’ diye sorar devlet. Özel grupların yaşadığı sorunları yaşamıyorsun, devlet sana hayatını sürdürebilecek imkanlar sağlıyor ama en çok da sen konuşuyorsun.

Performansa dayalı olarak destek alınması noktasında fikirler geldi, siz nasıl bakıyorsunuz bu duruma?

Milli Sanat Konseyini bu yüzden önerdim. Milli Sanat Konseyi ve Milli Sanat Vakfı bu iki öneri benimdir. Bu kurumlar performansları değerlendirecek, kim ne kadar hak ediyorsa ona göre devletten destek alacak. Burada bazı değerli hocalar dedi ki, Avrupa’da millet sahne almak için birbiriyle rekabet eder, bizimkiler görevden kaçarlar. Doğru, rapor alıyor gidiyor 1 ay yok. Bu eski devlet anlayışı yeni Türkiye’ye yakışan birşey değil. Bu çağdaş bir yöntem de değil. Bunların çözümlenmesi gerekir. İnşallah bir dahaki şuraya.

Ödenekli kurumların temsil noktasında zayıf mı olduğunu düşünüyorsunuz?

Kendi temsillerini kendileri izliyorlar. Aspendos Antik Tiyatrosu’nda opera ve bale festivali düzenliyorlar. Sahnede 90 tane sanatçı var. Karşılarında 50 tane seyirci var. Yani her birinin velisi gelse yine daha çok olacaklar. Böyle sorunlar yaşıyorlar. Bunu onların sorgulaması gerekir. “Opera bale izlenmiyor, devlet desteklemelidir” cümlesine de karşıyım, sanatçı seyircisiyle başbaşa kalmalı, beğenirse gelir beğenmezse gelmez. Zorla baleye götürecek halimiz yok. Ama bizim kendi düzenlediğimiz opera ve bale festivali repertuvarında biz hazırladığımız için en düşük seyirci rakamı 2800 kişi. Hayatlarında görmedikleri seyirci, niye çünkü Anadolu Ateşi organizasyonunu yaptı. Repertuvar doğru seçildi. Onların istedikleri de girdi tabi ki, ama seyirci sorunu yok eğer çalışılırsa. Ve rakam da vereyim, onların her sene düzenlediği opera ve bale festivaline harcadıkları para 5,5 trilyondu. Biz aynı organizasyonu 2 trilyona yaptık. Devlete bağlı sahne sanatları da keşke yurt dışında saygınlığımızı artırmada yardımcı olsalar güzel temsillerle.

#tiyatro #haber #kulistiyatro #röportaj #mustafaerdoğan

65 görüntüleme