“Ayrılık” Üzerinden Bütünleşmek


Behiç Ak'ın Ayrılık'ı, zamanı için çok doğru çıkarımlar sunan, ilişkiler üzerine eleştirel, düşünsel ve bunu eğlendirerek yapan incelikli bir komedi oyunudur. Ne yazıktır ki günümüz ilişkilerinin kodlamasıyla yeterince uyuşmadığından, nostalji sevenler ve 30 yaş üzeri ortalama seyirciye hitap etmekten fazlasını veremiyor. Oyun niteliği yüksek olmasına rağmen iletişim ve teknolojinin bu denli geliştiği zamanımızın gerisinde kalma hızı şüphesiz ki korkutucu. Bu durumda karşımızda, iki popüler oyuncuya sahip ve yeterince güncelleşmeyen dramaturgik yaklaşım belirliyor. Bu da benim oyun hakkında, gişe için üretilmiş tertemiz bir prodüksiyon düşüncemi pekiştiriyor. Peşin söyleyeyim gülmek, eğlenmek ve hoş vakit geçirmek için harika bir prodüksiyon.

Şunu da belirtmeden Ayrılık'a dönemeyeceğim; Tiyatro sanatındaki ilişki biçimi tüketme fikrinden çıkıp daha üretken olmak zorundadır. Bu sanatın güçlü isim ve toplulukları, bunun üzerine çalışmayı sanatına karşı bir sorumluluk görevi olarak düşünmelidirler. Çünkü görsel kültür, sinemasıyla internetiyle, akıllı teknolojisiyle, sosyal medyasıyla hayatımızın çoğunu işgal etmiş, düşünüş biçimimiz değiştirmiştir. Haliyle tiyatronun öncü isimleri ilkel olarak tanımlanan tiyatro sanatının ilkel estetiğini bununla koşut olarak yapılandırmalı, yeni nesilleri tiyatrodan uzaklaşan değil yakınlaşan, tiyatronun sanatların olmazsa olmazı olduğuna ikna etmelidirler. Bir oyun sahneye koyup onu seyirciye ulaştırmak tiyatro sanatının devam ettiği anlamına gelmez, gelmemeli de! Tiyatro sanatının devamlılığı bilimsel, estetik, kültürel ve düşünsel bütünlükle hemdem olmakla mümkündür.

Ayrılık'a dönersek;

1. Oyun: Dramatik yapıya uygun, belirli bir amacı olan ve neden sonuç ilişkisi üzerinden ele alınan, diyalog aracılığıyla hikaye anlatma yöntemi. Klasik olarak oyunun yapısı ve eleştirel tutumu neyse sahnelemede olduğu gibi korunuyor. Derdini seyirciye net ve eğlenceli olarak aktarıyor. Fazlasını beklemek haksızlık olur çünkü böyle bir vaatle yola çıkmamış. Oyun sana, "gel eğlen, gül ve gülerken; "bak ya aynı bizim ilişkimiz" ya da "hala böyle ilişkiler var mı ?" diye düşün diyor. İlişkilerdeki çarpıklığı, toplumsal dinamiklerle ilişkisi ve etkisi, çelişkilerin nasıl şekillendiğini düşün, kadını/erkeği düşün ve bunların temsil biçimine bak, özeleştiri yap, farkına var. diyor. Bu düşünüşü başarıyla da gerçekleştiriyor. Benzer sahnelerin çokluğu zamansal olarak uzunluk hissi verirken, komedisi tam da bu bağlamda yorucu oluyor. Bunun dışında biçimsel bir tiyatrodan beklediğin ne varsa çoğu oldukça lezzetli halde sahnede yerini alıyor.

2. Oyuncu: Rolün fiziksel , sosyolojik ve psikolojik özelliklerinin uygulanmasından, rolün öyküyle ilişkisinden, öykünün ve düşüncesinin seyirciye ulaşmasından sorumlu kişisi.

Fırat Tanış kusursuz bir şekilde oynuyor. Görece gevşek oyunculuk tutumu, ilişkilerdeki genel erkek temsiliyetinin eleştirisi olarak duruyor.

Performans ve rol samimiyetini her zaman takdir ettiğim nitelikte bir oyuncudur. Tiyatralliğe kaçmayan sade oyunculuk dili, rol ile seyirci arasındaki bağı güçlendiriyor. seyirciyi karakterle özdeşleşme veya yabancılaştırma bağlamında kolaylıkla ikna edebiliyor. Nitekim oyun boyunca seyirciye kendini sevdirirken gerekli sahnelerde nefret ettirebildi. Olumsuz olarak görebilir miyiz bilmiyorum; (izlediğim seansla alakalı olabilir) oyuna geç ısındı. ilk sahnelerde isteksiz göründü. Tam konsantre olmamıştı. Sevinç Erbulak genel olarak beklentiyi karşılıyor. Güçlü bir oyunculuğu olmasına rağmen tiyatral yaklaşımındaki tek düzelik öyküyle ilişki kurmamızda yapay bir duvar olarak duruyor. O kadar hızlı konuşmasının bundan başka bir karşılığı yok. Karakteri gündelik dille performe etmesi ve klasik oyunculuk aksiyonlarını azaltması daha doğru olurdu çünkü karşısında klasik performans diliyle hareket etmeyen bir karakter vardı. Bu da partner uyumunu etkileyen bir unsur. Uyumdaki yetersizlik, dolayısıyla oyunun çapaklarından biri haline dönüşüyor. Yine de sahne enerjisi her zaman iyidir Erbulak'ın ve bu enerjisi kendi stiline uygun bir partnerle daha doğru sonuçlar verebilir. Bunlara rağmen karakterlerin kurduğu oyun dünyası seyirciyi doğal bir ilişki sürecine ikna edebiliyordu. Beni rahatsız eden durumlar başkalarını aynı düzeyde rahatsız etmeyebilir.

3. Yönetmen: Bir oyunun sahnelemesinden teknik düşünsel ve kompozisyon yaklaşımından sorumlu kişisi.

Oyun yönetmen tiyatrosundan çok oyuncu tiyatrosu olduğu için yönetmenin bu oyunda varlığı mentör düzeyde kalıyor. Mizansen kurulumu, tekste bakış açısı (ki tekstin ilerisine gidemeyen) rollerin çözümlenmesi, dekor, ışık ve kostümlerin doğru düzenlemesinden ibaret. Yani öğeler arasında organik bir bütünlük ve uyumun ötesine geçmemiş. Bahsedilen yönetmen ise tiyatro dünyasında önemli bir yere sahip Prof. Dr. Semih Çelenk. Bu imzayı taşıyan bir oyun, her ne kadar prodüksiyon tiyatrosu olsa da bir takım hayaller kurdurabilirdi yaratıcı düzeyde... Bununla birlikte sahneleme üzerinde varlığını hissettirmemesi, bizim oyunla ilişkimizde mesafesizlik hissini de uyandırdı. Eğer bu bir metot veya tercih ise bıraktığı etki iyi.

4. Dramaturgi: Bir öykünün asıl anlatmak istediği şey. Keşfedilecek anlam.

Ayrılık, ilişkilerdeki temel sorunları ele alan; bir ilişkinin kadın erkek üzerinden nasıl sürdürebildiğini ya da neden sürdürülemediğini, insan doğasını, toplum değerlerini, çağın dinamiklerini, iletişimi, teknolojiyi, kapitalizmi de baz alarak eleştirel taşlama yoluyla anlatan bir komedi oyunu. Fakat, zamanın dinamiklerinin gerisinde kalışı, en güçlü argümanı olan "iletişimin" 2018 dünyasında çok fazla değişmişiyle oyunun dezavantajı haline dönmesi ironik bir durum. İletişim araçlarının hızlı teknolojik dönüşümü, tekstte ister istemez müdahale ihtiyacı doğuruyor. Bazı kuşaklar için çok fazla anlama sahip olan tekst, şimdiki kuşaklar için stereotip olarak kalıyor. Haliyle onda derin bir alımlama uyandırmayıp, ilgisini de çekmiyor. Zamana, iletişime ve teknolojiye karşı bu yenilgi, oyunun anlamsal vaatlerini korusa da, iletişim ve sosyolojik psikoloji bağlamında dokunuşlara muhtaçlıktan koruyamıyor. Daha çok sosyal medya üzerinden deforme olan veya gelişen ilişkiler dünyası, bu nitelikli tekstin niteliğini eksiltmese de geçersiz kılabilir. Naçizane görüşüm, Ayrılık tekstinin Behiç Ak tarafından yeniden ele alınması. Keşke yönetmen, şitrelerle birlikte gerekli dokunuşları yapabilseydi ya da dramaturgun… Bu olmamışlıklara rağmen seyircinin beğenisini kazanan oyun, kapalı gişe oynuyor diyebilirim. Bu fırsatı öncü kadrosu, yaratıcı sunuşuyla, gelecekçi bir tiyatroya dönüştürebilir bulunduğu yerden. Klasik anlatımda sorun yok. Peki ya ilerisi?

5. Kostüm : Rol kişilerini, öykünün ve karakterlerin doğasına uygun giydirme.

Eski koca esasında maço ama kendini sunma biçimi entelektüel, modern ve biraz da duyarlı. Oyun ilerledikçe maço kimliği daha belirgin oluyor ve seyirci çelişkiyi esasında kostümlerinden alıyor."Hadi oradan be, tam bir maço gibi giyinmişsin, kimi kandırıyorsun?" dedirtiyor. Ayakkabıları, gömleği, ceketi , pantolonu ve bunların uyumu seyircinin karakterle ilişkisini şüpheci bir mesafede tutuyordu. Eksi yön, gömlek ve pantolon kırışık, düğmeler de kopuk değil! Kadın ise ev haliyle karşımıza çıkıyor. Bu genel olarak klişe bir örnek olmasına rağmen psikolojik açıdan kadının hala depresyonda olduğunu vurgulayan bir işleve de sahip. Kostüm dili kusursuz olmasa da görevini yerine getiriyor.

6.Işık : Sahnenin aydınlatılması ve karartılması. Aydınlatmak veya karartmak psikolojik unsurlardır ve hikayenin doğasına uygun olarak tasarlanmalıdır.

Oyunda her şey görebileceğimiz bir aydınlıkta. Final sahnesinde özelleştiren nokta aydınlatma dışında özel bir aydınlatma yok. İhtiyaç var mıydı? Temel olarak olmasa da ben kadının dünyasındaki parçalı bulutlu havanın ışıkla da desteklenmesinin anlatımı güçlendireceğine inanıyorum.

7. Dekor: Sahne üzerinde anlatılan hikayenin atmosferini oluşturan biçimsel tasarım düzeni. Aynı zamanda öykünün önemli bir karakteri.

Oyunun dekor yapısı klasik tiyatronun ölçeklerine uygun olarak tasarlanmış. Bir çok eşya ve aksesuar her ne kadar atılmış gibi görünse de evdeki dağınık yerleşimleri, kadın karakterin ruhsal ve zihinsel dağınıklığını destekler haldeydi. Dekorla ilgili en sevdiğim an; seyirciye bu bir tiyatro oyunudur dedirten mutfak sahnelerinin birinde Adam karakterinin; "Aaa ne kullanışlı eşyalar bunlar, buzdolabının içinden çamaşır makinesine geçiş var" benzeri cümlesiydi. Hem dekorun işlevine eleştiri hem de tiyatral gerçekliğe vurgu yapan iki yönlü bir bilinç mizahıydı bu. Salondaki perdenin kaldırılıp, penceresinin açılması, arkasında uzanan sonsuz karanlık, yanılsamaya dayalı anlatımı böldüğü için kullanılmasa iyi olurdu. Kullanılacaksa da; ışıkla veya sokak resmiyle desteklenerek yanılsama etkisine hizmet etmeli. Aynı durum dış kapı içinde geçerli.

8. Seyirci: Sahnelenen bir gösterinin pasif ya da aktif katılımcısı, tiyatronun her şeyi! Aldığı biletle, kahkahasıyla, alkışıyla bu sanatın lokomotifi.

Seyirci seyrettiğinin hakkını verdi, bol bol güldü, yeri geldi sözlü katılmaktan kendini alamadı. 30 yaş üstü seyirci için keyif dolu anlar yaşanırken 15-20 yaş arası seyirci yukarıda bahsettiğim iletişim dinamiklerinden ve ilişki deneyimlerinden ötürü, diğerlerinden daha az eğlendi. Seyirci sen harika bir şeysin ama bir uzvun haline dönüşmüş telefonunu oyun sırasında kullanmasan ne iyi olur. Oyun oynanırken fotoğraf, video çekmesen ne kaybedersin?

#biroyun #tiyatro #oyun #ayrılık #fırattanış #BEHİÇAK

0 görüntüleme