Cengiz Küçükayvaz: "Komedi Sorgular"

En son güncellendiği tarih: Oca 22

Gündemi sürekli yoğun, meseleleri bol olan bir ülkede yaşıyoruz. Insanlarımız en çok ihtiyaç duyduğuysa gülmek sanırım. Türk halkının geçmişten günümüze değişen mizah anlayışını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Türkiye’de veya bir başka ülkede olsun gündemin yoğun ve ortaya çıkan meselelerin fazla olması aslında kötü bir şey değildir. Çünkü ortaya çıkan her sorun ve meselenin ardında humora yani gülünç olana bir geçiş vardır. Kötü olan tarafı komedinin bunu kullanmasına izin verilip verilmemesi sorunudur. Tabi ki bazı trajik ve toplumsal duyarlılığı zedeleyen olayları bunların dışında tutuyorum. Komedinin ana yapısı karşıtlıklara ve eleştirilere dayalıdır. Bu eleştiri sosyal hayata, siyasi, kültürel hayata dair olabilir. Kısacası her çatışmadan ve fikirden komedi unsuru yaratabilirsiniz ve uygulayabilirsiniz. Bunu ister teşbih yoluyla yaparsınız ister absürd olarak yaparsınız ama mutlaka uygularsınız. Bu imkan ve uygar formasyonun içinde yaşıyorsanız tabiki. Bunun bizim ülkemizde sağlıklı bir şekilde uygulandığını, komedinin layık olduğu şekilde hayata geçirildiği ise şüphelidir. Çünkü komedi işi zekaya dayalıdır. İnsanı uyarır ve geliştirir.


KOMEDININ ANA YAPISI KARŞITLIKLARAVE ELEŞTIRILERE DAYALIDIR. BU ELEŞTIRI SOSYAL HAYATA, SIYASI, KÜLTÜREL HAYATA DAIR OLABILIR. KISACASI HER ÇATIŞMADAN VE FIKIRDEN KOMEDI UNSURU YARATABILIRSINIZ VE UYGULAYABILIRSINIZ.

Eleştirdiği konunun insanlar tarafından daha fazla dikkate alınması için dinamo görevi görür. Komedi sorgular ve insanların bir süre sonra gördüğü çarpıklığın hesabını sormasına

öncülük eder. Komedi sanatı insanları güldürürken eğitir. Sanat dalları içinde canlı ve bir o kadar etkili bir türü başka bir sanat dalında görmeniz mümkün değildir. Insanlar bundan uzaklaştırıldığında ve eleştiri yetisi elinden alınmaya başladığında fikir yürütme ve fikir beyan etme yetisinden de uzaklaştırılmış olur.


Bir süre sonra komediye, komik olana özlem duymaya başlar. Geçmişteki mizah anlayışı bu çatının üzerinde kuruluydu Türkiye’de ve komedinin yelpazesi de alabildiğince genişti. Ama şimdi daracık bir alana sıkışıp kalmış durumda. Bu onun bir süre sonra yok olup gideceği anlamına gelmez yalnız. Çünkü gülünç olanın tasviri yıllar içinde değişkenlik gösterip değişse de asla yok olmamıştır. Sadece teknik olarak şekil değiştirmiş olabilir. Çoğu zaman eski komik olana özlem duymamız veya izlediğimiz şeyleri tekrar tekrar izlesek bile aynı keyfi almamızın yegane sebebi budur aslında. Komedi evrensel olanı her daim yakalar. En baskıcı yönetimlerde durumlarda dahi. Çünkü bulunduğu kabın hacmine göre ilerler komedi ve onun şeklini alır. Adapte olur ama asla yok edilemez. Mizah olgusu çağın gerekliliğine bağlı olarak elbette değişecektir. Ama komedi bulunduğu çağın yani kabın şeklini alıp sayısız örnekler vermeye devam etmiş ve edecektir de.



Sosyal medyanın belirleyici olduğu komik video akımının içerisinde gerçek mizah hak ettiği değeri görüyor mu? Toplum normları değişirken mizahın ve güldürünün nasıl gelişmesi gerekir sizce?


Dijitalizasyon eğer bir gereklilikse bunu ticari anlamda kabul edebilirim ama mizah alanında bunu yakalatabilir mi ondan emin değilim. Bu ancak mizahın malzemesi olur gibime geliyor. Televizyon dünyası artık yarı yarıya öldü diyebiliriz. Geniş kitlelere ulaşan ve bazıları tarafından aptal kutusu olarak değerlendiren bu dünyanın özellikle sosyal medya ve IP sistemin, internet dünyasının gelişimiyle beraber iyice popülerliliğini yitirdiği görüşündeyim. Yaşam kanalları daha çok rağbet görüyor ve izleniyor. Insanlar en uzakta olana elindeki cep telefonu vasıtasıyla rahatlıkla ulaşabiliyor artık.


KOMEDI IŞI ZEKAYA DAYALIDIR. INSANI UYARIR VE GELIŞTIRIR. ELEŞTIRDIĞI KONUNUN INSANLAR TARAFINDAN DAHA FAZLA DIKKATE ALINMASI IÇIN DINAMO GÖREVI GÖRÜR. KOMEDI SORGULAR VE INSANLARIN BIR SÜRE SONRA GÖRDÜĞÜ ÇARPIKLIĞIN HESABINI SORMASINA ÖNCÜLÜK EDER.

Hepimizden sorumlu bir Google amcamız var. Sonra face teyze, twitter amca, dayımız Instagram. Hepimiz koca bir aile olduk kısa sürede. Insanlar evlerinde otururken bile video çekip yayınlayabiliyor hesaplarından. Sonra birileri bunları takip ediyor ve bir başkasıda para kazanmaya başlıyor. Acayip bi dünya sizin anlıyacağınız. Sonra iki üç gerizekalı çıkıp komik olduğunu düşündüğü bişeyler yapıyor ve bunları yayınlıyor. Sonra belirli bir kitle de bunları beğeniyor veya beğenmiyor. Kriter var mı? Yok. Estetik var mı, yok? Bunlara vakit var mı? O da yok. Şimdi bunda beğeneni yerseniz nolur yermeseniz nolur. Nasıl kabahat bulacaksınız? Bulamazsınız. Çünkü zaten hayatı bu doğrultuda ilerliyor adamın.


Kendine yakın buluyor ve gülüyor. Çünkü öyleleşmiş artık. Gişelerde rekor kıran filmleri tercih etmeleri bu yüzden insanların. Ama tiyatro da böyle bir şey mümkün mü. Adamın canına okurlar.


Affı olmaz. Bu yüzden sağlıklı ve uzun ömürlü bir mizah ve güldürünün zekayla süslenmesi gerekir. Aksi halde tiyatro sizi sindirmez ve kusar. Artık tüm değerlerin ve beğenilerin sosyal medya üzerinden planlandığı bir yaşam biçimini tercih eden insanların da tiyatronun T sinden haberleri olmadığını da rahatlıkla söyleyebilirim size. Zaten bu tür gereksiz seyirciye ihtiyacı da yok tiyatronun..


Yıllardır sanat hayatı içerisinde çabanız ve emeklerinizle ayakta durmaya çalışıyorsunuz. Bu mesleğin çabuk unutan vefasız bir tarafı var. Bir sanatçı olarak kendi değerlerine yeterince sahip çıkamayan bu dünyanın içerisinde sizi sanat yolculuğuna devam ettiren motivasyonlar nelerdir?


Kökeni 2500 yıl öncesine dayanan çok köklü bir sanatın evlatlarıyız bizler. Tiyatro bir şekilde kanımıza bulaşmış(ki bulaşınaca bir daha kolay kolay kurtulamazsınız) ve ister komedi ister trajedi hangi tür olursa olsun hizmet etmeye kendimizi adamışız. Kendini adayan insan takdir beklemez. Bir iş takdir almak için yapılmaz.


Sevdiğin için yapılır. Ben bu mesleği seviyorum ve sahne üzerinde kendimi mutlu hissediyorum. Ne iş yaparsanız yapın ama mutlaka sizi mutlu edecek bir iş yapın. Yaşamınızın anlamı da bu değil midir zaten. Mutlu olmak. Tek farkınız sizin birden fazla şey olmak ve çok fazla insanla sohbet etme şansınız. Bakın sohbet diyorum. Ben insanlarla komedi yoluyla sohbet ediyorum. Ortaya bir hoş seda çıkıyor o kadar. Bütün oyuncular için de bu böyledir aslında. Bir hoş seda olmak. Eski bir oyunun metninde adınızın geçmesi veya birinin evet yahu ben onu şu oyunda canlı canlı izlemiştim şeklinde temenniler bırakıyorsunuz geride. Güzel bir şeyler yapmak ve güzel bişeyler bırakmak. Bizim toplumumuz öyle duyarlılıklarını kaybetti ki, öyle şeylere alıştırıldı ki böyle bir ortamda değerlerin kaybolması kadar doğal ne olabilir.



“SAĞLIKLI VE UZUN ÖMÜRLÜ BIR MIZAH VE GÜLDÜRÜNÜN ZEKAYLA SÜSLENMESI GEREKIR. AKSI HALDE TIYATRO SIZI SINDIRMEZ VE KUSAR. ARTIK TÜM DEĞERLERIN VE BEĞENILERIN SOSYAL MEDYA ÜZERINDEN PLANLANDIĞI BIR YAŞAM BIÇIMINI TERCIH EDEN INSANLARIN DA TIYATRONUN T SINDEN HABERLERI OLMADIĞINI DA RAHATLIKLA SÖYLIYEBILIRIM.”

“Güzellik olanın kendisidir” der Latinler. Bizim kadar varolan güzellikleri ve değerleri kaybeden başka bir ülke var mıdır çok merak ediyorum doğrusu. İşte bununla savaşmak beni motive ediyor. Bu sanata, oyunculuğa, tiyatroya bağlılığımı kat be kat arttırıyor. Beni ayakta tutan bu aslında. Insanların bana sadece bakmasını istemiyorum. Bana bakıp bir şeyler görmesini de istiyorum. Bu düşünceden uzaklaştığımda veya karamsarlığa kapıldığımda beni uyaran dostlarım oldu hep. En başta da sevgili karım. Asla bu umutsuzluğa düşmeme izin vermedi mesela. Ben de bazen abartıp öyleyse Eruh’ta insanlar hiç tiyatro görmemiş, oraya gidiyoruz dediğimde de eşyasını ilk hazırlayıp hadi diyenlerin başında gelmiştir. Bu ahlaki bir savaştır ve çoğu sanatçı dostumuz maalesef buna yenik düşmüş ve miladını tamamlamıştır. Oysa bu meslek hiç durmaz. Her şeyde olduğu gibi emek ister. Çevremde bu emeği veren insanların olması beni mutlu ediyor. Ve bu ahlaki yapıyı benimsetmek için öğrenci yetiştiriyorum. İşte benim motivasyonlarım. Herkesin içinde gizli bir yetenek vardır. Önemli olan bu yeteneğin ortaya çıkarılmasıdır.


Halen Kemal Sunal filmlerini bıkmadan izleyen bir yanımız varken bi yandan da tiyatroda oyun izlemeye canı dayanmayan bir seyirci profilimiz var. Tiyatro bu hıza ve çabuk tüketmeye alışkın izleyiciyi kendine çekebilmek için nasıl oyun dilleri geliştirmeli sizce?


Her şey çok çabuk olsun ve hemen sonuçlansın, bir an önce tüketelim diyen bir kitle var geriden gelen. Kaygısız, amaçsız bu çoğunluğun içinde gerçek tiyatro seyircisine ulaşmak o kadar zor ki. O yüzden komedi oyunlarına büyük iş düşüyor. Başka türlü olsa hiç gelmeyecekler oyunlara. Allahtan bu şekilde sergilenen oyunlar var da yalnız bırakmıyorlar bizi.



KENDINI ADAYAN INSAN TAKDIR BEKLEMEZ. BIR IŞ TAKDIR ALMAK IÇIN YAPILMAZ. SEVDIĞIN IÇIN YAPILIR. BEN BU MESLEĞI SEVIYORUM VE SAHNE ÜZERINDE KENDIMI MUTLU HISSEDIYORUM.

Her toplum kendi kültürel diline, dönemine ve sosyal statüsüne göre oyunlar seçiyor artık. Bir de hangi koşulda olursa olsun tiyatroya gitmeye can atan bir kitle var. Bunlar da ancak gruplar veya topluluklar onların bulunduğu bölgeye geldiklerinde gerçekleşiyor. Tiyatronun geniş kitlelere ulaşmasını istiyorsanız yapacağınız ilk iş bulunduğunuz bölgeye stat yapmak değil önce bir kültür merkezi yapmayı zorunlu kılacaksınız. İki bu salonlar dışardan gelen topluluklar için astronomik kiralara verilmeyecek. Üç şu belediyelere verilen kültürel faaliyet ödeneğini konserler de harcamak değil her ay bir oyun sergileyecek şekilde zorunlu hale getireceksiniz. Biz önce bunları yerine getirelim de seyirciyi çekmek için nasıl bir oyun dili bulmamız gerektiğine sonra bakarız.

41 görüntüleme