Mizah yapmanın ciddiyeti

En son güncellendiği tarih: 18 Ara 2019

Amca Bey karikatür bandının yaratıcısı, meşhur karikatürist ve mizahçı Cemal Nadir Güler pek suratsız, ciddi bir adammış.


Bir gün sormuşlar: “Efendim, soyadınız Güler ama siz pek gülmüyorsunuz, neden acaba?” Cevap vermiş: “Soyadım Güler ancak ismim Cemal Nadir Güler!”


Ah, elimizde olsa da, bu topraklarda yayımlanmış en eski mizah dergilerinden itibaren büyük mizah ustalarını bir kez görebilsek, sohbet edebilsek, yazdıkları ve çizdikleriyle kitleleri güldüren o adamların ve kadınların ne kadar ciddi insanlar olduğunu gözlerimizle görebilsek!


Mesela Teodor Kasap’la iki laf etsek. “Abi” desek, “Nasıl cüret ettin de Osmanlı’nın ilk mizah gazetesini çıkardın? Bir de tutmuş, ‘Gölge etme başka ihsan istemem’ sözüyle meşhur Diyojen’in ismini vermişsin gazetene, nasıl çıkardın Diyojen’i, nasıl oldu bu iş?” Sigarasından bir nefes çektikten sonra cevaplasa: “Oldu da kolay mı oldu sanki, kendimi Italya’da sürgünde buldum!”


GÜLMEKTEN GÖZÜMÜZDEN YAŞ DA GELEBİLİR, HAFİFÇE TEBESSÜM EDİP KAFAMIZI DA SALLAYABİLİRİZ İYİ MİZAH KARŞISINDA. HÜLASA, MİZAH

DERKEN, “GÜLME İHTİYACININ CİDDİYETLE KARŞILANMASINDAN’’ SÖZ EDİYORUZ.


Doğrudur. Gerçek ve kaliteli mizah üretmek muhalif bir tutum gerektirir ve muhalifler kendilerini genelde oyunun dışında bulur. Şimdilerde internette dolaşan komik videoların üst başlığının ‘mizah’ olması düpedüz trajediyken, gerçek mizahtan kastımızı yine bir başka usta anlatsın madem. Hukukçu, yazar ve karikatürist Ferit Öngören, Türk Mizahı ve Hicvi isimli kaynak kitabında mizahı şöyle tanımlanıyor:


“Eğlence, mizahın gövdemizdeki ana kaynağı durumunda. Eğlence bir güdü olarak, her türlü bilgi ve deneyden önce, yaşantımızda ortaya çıkar. Eğlence, bütünü ile mizah olmadığı gibi, mizahın bütünü de eğlence olmuyor. Aralarında bir kök ilişkisi söz konusu.


MİZAH KELIMESININ İNGİLİZCE'DEKİ KARŞILIĞI OLAN HUMOR’UN NEREDEN GELDİĞİNİ HİÇ DÜŞÜNDÜNÜZ MÜ? BEN DE DÜŞÜNMEMİŞTİM. SONRA BİR GÜN AKLIMA DÜŞTÜ, KURCALAYIVERDİM VE HUMOR’UN ALTINDAN, LATINCE ‘UMOR’ KELİMESİ ÇIKTI. UMOR’UN SIVI, AKIŞKAN DEMEK OLDUĞUNU ÖĞRENİNCE DE BU İŞE BİRAZ BOZULDUM. SENELERDİR MİZAHIN CİDDİ BİR İŞ OLDUĞUNU SAVUNUP DURMUŞTUM, BU CIVIKLIK DA NEREDEN ÇIKMIŞTI ŞİMDİ?


Mizahın eğlence ile bu kök ilişkisi yüzünden, mizahla gülmeyi birbirine karıştırır olmuşuz. Gülme deyince mizah anlıyoruz, mizah deyince gülme başlıyor. (Aslında) Gülme, mizahın yalnızca alkışı yerinde.


“Her gülme mizahı ilgilendirmediği gibi, her mizah ürünü de güldürmüyor. Gülme, siniri, çeşitli hastalıkları da işaret edebiliyor. Gülmenin sağlığını eğlence belirleyebiliyor. En önemlisi de gülme gibi psikolojik bir görünüşün mizah konusunda hiçbir bilgi getirmeyişi.”


Buradaki en önemli ifade, “gülme gibi psikolojik bir görünüşün mizah konusunda hiçbir bilgi getirmeyişi” ifadesi bana göre. Yani icra edilen söz sanatına ne kadar gülündüğü, mizahın ne kadar iyi yapıldığı hakkında bir ölçü değil. Gülmekten gözümüzden yaş da gelebilir, hafifçe tebessüm edip kafamızı da sallayabiliriz iyi mizah karşısında. Hülasa, mizah derken, “gülme ihtiyacının ciddiyetle karşılanmasından’’ söz ediyoruz.



Mizah kelimesinin Ingilizce’deki karşılığı olan humor’un nereden geldiğini hiç düşündünüz mü? Ben de düşünmemiştim. Sonra bir gün aklıma düştü, kurcalayıverdim. Ve humor’un altından, Latince ‘umor’ kelimesi çıktı. Umor’un sıvı, akışkan demek olduğunu öğrenince de bu işe biraz bozuldum. Senelerde mizahın ciddi bir iş olduğunu savunup durmuştum, bu cıvıklık da nereden çıkmıştı şimdi? Ama o öyle değilmiş, şöyleymiş:


Antik tıpta insan vücudunun 4 sıvıdan oluştuğuna inanılıyor. Bu dört sıvı; kan, safra, öd ve balgam. Yeterince mideniz bulandıysa izah etmeye çalışayım. Insanın sadece vücut yapısını oluşturan fizyolojik bileşenler olarak kabul edilmiyor umor. Aynı zamanda duygu durumuna yön veren, kısacası yapısını belirleyenler olarak kabul ediliyor ve kelime Fransızca’ya ‘’humour’’ yani mizaç olarak geçiyor. Işte humor, Fransızca’daki humour’dan hareketle doğuyor. Sonra Sevanyan Etimolojik Sözlük’te mizaç kelimesinin karşılığına göz atıyoruz! Ta ta! ‘’İnsan vücudunun fizyolojik yapısı’’ manası karşımıza çıkıyor! Ne acayip değil mi? Mizah insanın hamurunda var ve kültürlerle birlikte kelimeler de onu nesilden nesile aktarıyor.


İnsan mizacını satırları arasında muhteşem ustalığıyla ince ince işleyen büyük yazar Ahmet Hamdi Tanpınar’a selam vermeden olur mu? Yazarlığının ve şairliğinin yanında bana göre büyük bir mizah ustası da olan Tanpınar bu ustalığını Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde

‘’Hayri Irdal’’ karakteriyle cisme sokar. Tanpınar’ın, Hayri Irdal adıyla ete kemiğe bürüdüğü ve karısının ağzından “sünepe” diye tanımladığı, yoksulluktan gelen, iyi niyetli ve bir o kadar kifayetsiz karakterinin, Halit Ayarcı adındaki açıkgöz ve istismarcı tiple tanışmasının ardından kurdukları dünyanın en gereksiz kuruluşunu anlatır. Kitaba başlı başına bir mizah kitabı denir mi bilmiyorum ama mizahı iliklerimize kadar teneffüs etmemizi sağlayacak bir ustalıkla kullandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hayri Irdal, Tanpınar’ın kaleminden kendini şöyle tanımlar:


“Bununla beraber hayatımın bir safhasında ufak bir eser yazmağa da muvaffak oldum. Fakat bunu, daima kötü gördüğüm bir benlik davası için - yani etrafa “Bak bizim Hayri Irdal kitap yazmış!” dedirtmek için- yazmadığım gibi, kuvvetli, önüne geçilmez bir istidat zorladığı için

de yazmış değilim. Şimdi lağvedilmiş olan, daha doğrusu Halit Ayarcı’nın tam zamanında müdahalesiyle daimi tasfiye halinde bulunan enstitümüzün yayınları arasında çıkan bu eseri hangi maksatla, hangi şartlarda, nasıl ve niçin yazdığımı ileride anlatacağım.”



Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde Hayri Irdal’ın başına gelenler bizi bol bol tebessüm ettirir, sıklıkla güldürür hatta kahkaha attırdığı olur. Peki Hayri Irdal, yaşadıklarını komik olduğu için mi anlatır? Bizi güldürmeye mi çalışır? Bilakis o sadece olup bitenleri, üstelik büyük bir

ciddiyet içerisinde anlatır. Zaten bizi güldüren de onun ciddiyetidir.


Tam da bu nokta, komikle mizahın birbirinden ayrıldığı nokta aslında. Mizah, korkuya, sıkıntıya, açılmaz sanılan kapıların açılmasına, incelmez sanılan zekaların incelmesine iyi gelir. Korku demişken, mizahın edebiyatta en yüksek karşılığını en çok istibdat dönemlerinde bulduğunu hatırlatıp, Ferit Öngören’in kitabından Sultan Abdulhamid Han’a atfedilen bir hatıra ile son verelim: Saraydaki bir toplantının ardından Abdi Efendi ismindeki zat çıkarak konuşma ve şakalarıyla hazirunu güldürür eğlendirir. Abdi Efendi’nin sahnesini çok beğenen Sultan 2. Abdulhamid ona bir armağan gönderir: Bir kase dolusu mecidiye (beyaz renkli para.) Abdi Efendi Sultanın hediyesini az bulur ve bir cüret göstererek haber gönderir, der ki: “Bendesi Abdi zerdesiz pilav yemez.” Yani Abdi kulu üzerinde sarı zerde olmayan beyaz pilavı yemez. Kase geri gider, yeniden gelir, bu defa mecidiyelerin üzerinde sarı altınlar vardır.


20 görüntüleme