Tiyatro ile Sinema Dost mu Düşman mı?

En son güncellendiği tarih: Oca 22



DÜNYADAN ELEŞTIRMENLER ÇOK FAZLA IYI FILM IZLEDIKLERINI ANCAK IYI BIR TIYATRO OYUNU IZLEMENIN GERÇEK ŞARTLARA BAĞLI OLUŞUNDAN ÖTÜRÜ DAHA AZ BULUNDUĞUNU SÖYLESELER DE BU IKI SANATIN ORTAK NOKTASI IZLEYICILERINI KENDILERIYLE BIRLIKTE BIR MACERAYA ÇAĞIRMALARIDIR.

Sinema ve tiyatro karşılaştırması uzun yıllardır yapılagelen bir tartışmadır. Tiyatronun daha eski kökene dayanması modern dönem ürünü olan sinemayı küçümseyen tartışmaları barındırır. Ancak burada amaç, üzerine çokça konuşulan bu iki sanat arasında bir hiyerarşi başlatmaktan çok özüne ilişkin unsurları konuşabilmektir. Zira iki ayrı doğaya sahip alanın ayırıcı ve benzer yanlarını belirlemek ufuk açıcı olabilir.



Bilhassa seyirciler tiyatro veya sinemayı iki ayrı seçim olarak görmekte ve birini diğerine nazaran ayrı koyduğunu belirtme gereği duyabilmektedir. Günümüzde bu seçim elit ya da entelektüel bir konumun da emaresi olarak görülebilmektedir. Sinemanın herkesin kolayca ulaşabildiği, çokça seçenekleriyle her yaşa ve kitleye hitap eden çeşitliliği, tiyatroyu daha üstün bir yere koyabilmektedir. Ancak iki sanat da farklı açılardan izleyene görsel ve duyusal bir deneyim yaşatmakta ve yolculuklara çıkarabilmektedir. Öyleyse aralarındaki en

temel farklar ya da benzerlikler neler olabilir?


TIYATRODA YÖNETMEN SAHNE ÖNCESINDE BELLI KARARLARI VERIRKEN, SINEMADA YÖNETMEN HER AŞAMADA KENDINI BELLI EDER. SEYIRCININ NE DUYACAĞI, NEREYE BAKACAĞI, NEYIN GIZLENIP, GIZLENMEYECEĞI YÖNETMENIN HIKÂYEYI AKTARMA BIÇIMINE GÖRE BELIRLENIR.

Tiyatro kökeni antik Yunan’a dayanan “theatron” ve görme yeri anlamına gelmektedir. Dionysos adına yapılan dinsel törenlerde sergilenen tiyatro oyunları arasında yarışma yapılır ve kentin ileri gelenleri bu sayede itibarlarını artırırdı. Yani tiyatro üst sınıfa özgü bir sanat olarak doğar. Ilk dönemde Yunan mitolojisiyle birlikte hareket eden tiyatro zamanla tür ve nitelik olarak değişimlerden geçer. Oyunculuğun önem kazandığı bir hale bürünür ve zenginleşir. Yıllar ilerledikçe, tiyatronun sınıfsal yapısı değişir ancak başlarda söylendiği gibi elitizmle ilişkilendirilmesi kaynağını eskiden alan bir ön yargıdan ibarettir. Sinema ise 1800’lerin sonunda Fransa’da doğan ve 1900’den sonra yaygınlaşan, fotoğrafların bir araya gelerek hareketli görüntülere dönüşümüyle ortaya çıkan genç bir sanat dalıdır. Sinemanın birçok sanat dalından yararlanan eklektik yapısı onun teknolojik unsurlarla kısa zamanda büyük değişimlere uğramasına neden olur.


Klasik anlamda tiyatro komedi, dram gibi türlerde hazırlanmış eserlerin, önceden planlanmış ve hazırlanmış bir sahnede, oyuncuların rollerini ezberleyerek sergileme sanatı olarak, sinema ise bir eylemi belirlenmiş aralıklara bölerek bu görüntülerin belli bir kurguyla perde üzerinde hareketi gösterme sanatı olarak tanımlanabilir.


Sahne bir tiyatro oyunu için zorunluluktur. Piyeslerini bilen ve rollerini ezberlemiş oyuncuların defalarca prova yaptıktan sonra canlı oyuncularla oluşturulur. Dekorlar, kostümler, oyuncunun çıkardığı sesler gerçektir. Bir sahnede kullanılan dekor ve kıyafetlerin değiştirilmesi için perde kapanır ve yeni bir bölüme geçilir. Sinemada ise bu değişim eğer formunda genel bir bölümleme yoksa, seyircinin fark edemeyeceği kadar kusursuz kurgu teknikleriyle sağlanır. Sinemanın çekilirken ya da izlenirken sahneye ihtiyacı yoktur. Efektlerle bir insan veya mekâna dahi ihtiyaç duymayabilir.



Tiyatroda yönetmen sahne öncesinde belli kararları verirken, sinemada yönetmen her aşamada kendini belli eder. Seyircinin ne duyacağı, nereye bakacağı, neyin gizlenip, gizlenmeyeceği yönetmenin hikâyeyi aktarma biçimine göre belirlenir. Sinemada yönetmen seyirciyi şaşırtmaya, manipüle etmeye, duygulandırmaya çalışabilir. Oysa tiyatroda izleyen sahneye bakışında sınırlanmaz, daha özgürdür. Hatta çağdaş tiyatrolarda seyircinin daha da etkin katılımla, performansa dâhil olduğu, aktörlerden birine dönüştüğü ve oyunun gidişatını etkilediği görülür. Sinema ise zihinsel olarak etkin bir olanağa sahip olsa da, filme etkide bulunamaz.


Bir diğer ayrım sinemada bir yapımın en düzgün ve kusursuz haliyle sunulmasıdır. Binlerce parçaya bölünen görüntü parçalarının renk, ses, ışık düzenlemesi çekim aşamasından sonra da titizlikle kurgulanarak ortaya çıkar. Oyuncuların hataları, eksikler masa başında kırpılarak, yönetmenin istediği bir bütün haline getirilir. Tiyatro sahnesinde ise bu hataları geriye almanın imkânı yoktur, akışta ortaya çıkan tüm aksaklıklar seyirciye yansır. Bu doğası yüzünden tiyatrocular oyunlarına çıkmadan büyük bir zihinsel ve fiziksel hazırlık yaparlar. Buna rağmen tiyatroda farklı zamanlarda seyirciyle buluşan aynı oyun farklı bir atmosfer taşıyabilir. Oyuncuların ruh değişimleri, fiziki unsurlar oyunun verdiği zevki ya da etkiyi değiştirebilir, canlıdır. Bu zaman zaman seyirci için aynı oyuna defalarca gitme motivasyonu da oluşturabilir. Sinema ise sabitlenmiş bir bir kayıttır ve her seferinde aynı yapıtı sunar.

TIYATRODA YÖNETMEN SAHNE ÖNCESINDE BELLI KARARLARI VERIRKEN, SINEMADA YÖNETMEN HER AŞAMADA KENDINI BELLI EDER. SEYIRCININ NE DUYACAĞI, NEREYE BAKACAĞI, NEYIN GIZLENIP, GIZLENMEYECEĞI YÖNETMENIN HIKÂYEYI AKTARMA BIÇIMINE GÖRE BELIRLENIR.

Tiyatroda görsel etkinin artırılması için büyük projeksiyonlar kullanılması gerekirken bir sinema filmine bilgisayar ortamında çok fazla müdahale edilebilir. Bu da sinemayı daha fazla -mış gibi bir zemine sahip yaparken, tiyatronun yapısını etkileyen dekorlar, belki ışık projeksiyonları ve aktörün etkin performansı olur. Elbette sinemada da oyunculuk önem taşır ancak hikâyenin etkileyici oluşu, müzik ve diğer teknik imkanlarla filmin güzelliği etkilenmeyebilir. Oysa tiyatroda kötü bir oyunculuk tüm dekorun, piyesin izlenilmez hale gelmesine neden olabilir. Oyuncular, vurgulamalarını, seslerini, oyunlarını her bir seyirciye ulaştırabilmek için sinemaya nazaran daha dramatik ve büyük göstermek durumunda kalabilirken, bir filmde kamera açıları, yakın planlarla oyuncu hiçbir eylemde bulunmadan da bir şeyler anlatabilir.


Sinema yeniden üretilebilir ve çoğaltılabilir bir formatta olduğu için, dünyanın her yerinde aynı anda izlenebilirken, tiyatro biricikliğiyle aynı anda tek bir yerde sergilenebilir. Bu sınırlama zaman, mekan ve oyuncu sayısı için de geçerlidir. Tiyatronun yapısı kısıtlı bir zaman geçişine dekora bağlı bir coğrafya değişimine el verirken, sinemada tek bir filmde bütün yüzyıllar ya da bölgeler arası, binlerce oyuncuyu da içererek geçiş sağlanabilir. Bu da sinemanın çok daha kompleks ve iç içe geçmiş olay örgülerini aktarmaya imkân verir.


Bütün bunların yanı sıra sinemanın büyük bir maddi yatırıma ihtiyaç duyuyor oluşu ve bağımsız yapımlar dışındaki filmlerden kazanç beklentisi onu daha ticari bir konuma sokar. Tiyatro içinse maddiyat ancak oyunun niteliğine, oyunculara ve sergilendiği yere bağlı değişen bir tercih meselesine dönüşür.



Sayılan bütün bu ayrımlar tiyatro ve sinemayı düşman yapmaz. Hali hazırda tiyatronun dramatik unsurlarından yararlanarak ortaya çıkan sinemanın tiyatroyla bir dost ilişkisi de olduğu söylenebilir. Ikisinin de seyirlik bir sanat oluşu, bir metne bağlı oluşu, türleri, evrensellikleriyle bir yakınlık taşır.


Dünyadan eleştirmenler çok fazla iyi film izlediklerini ancak iyi bir tiyatro oyunu izlemenin gerçek şartlara bağlı oluşundan ötürü daha az bulunduğunu söyleseler de bu iki sanatın ortak noktası izleyicilerini kendileriyle birlikte bir maceraya çağırmalarıdır. Iyi bir tiyatro oyunu ya da sinema filmi seyircisine bir duygu aktarmayı, bu sayede oyuncular, karakterler aracılığıyla bir sorgulama, farkındalık ve tecrübe alanı yaratmaya çalışır. Bu nedenle ikisini aynı kefeye koymaktansa imkânlarıyla ve dezavantajlarıyla kendi özgün sahalarında değerlendirmek gerekir. Ayrıca tiyatroda kısıtlılık olarak bahsedilen özellikle onun orjinalliğine ve derinliğine olumlu anlamda katkı yapabilirken, sinemanın sınırsız imkânları onu bir tahakküm aracına da dönüştürebilir. Yapılan karşılaştırma, iki alana da hakkını teslim etmek ve farkındalık amacıyla yapıldığından, iyi ya da kötü gibi bir değerlendirmeden azadedir. Ikisi de dünyayı daha iyi bir yere dönüştürmek, insanlarda bir estetik haz ve bilinç uyandırmak açısından son derece etkili sanatsal araçlardır. Bundan sonraki aşama tartışmayı ilerletmek için tiyatro ve sinema adına nitelikli sorular sormak olacaktır.

0 görüntüleme